“Kalemimin mürekkebini kurutan hüzün Kumrum neden solgun yüzün”
Süzüldüğüm hava dağ tepe düz ova Enginlerde yurt bildiğim yuva Yükselir avucumda binlerce dua Ten yaralı emanet ruha Yakışır mı derken erken ölüm Solgun güllerle gülşene döndüm Siyah beyaz perdelerde geçiyor hayat Dünya görmedim gününde rahat Sırtında koşarken ak yeleli kırat Kızıl şerbetiyle ölümden aldırır tat Çok sızılarım var beni yoran Rüzgâr seferde sineme vuran Fani pencerede boş boş bakarken Görünmez el vardı saatimi kuran Gözyaşım kurumuyor yaralıyım kumru Ölümü hatırlatıyor yutağımda yumru Kan iliğime bulaşan illet Adına kan/ser dediğim dert Ecelim mi olacaktı gönlüm sabret Kurulurken saatim hayat beni affet Vakit gelince yapacağım seyahat Ölüme gülümsüyorum gözyaşıma inat Su berrak akıyor şakıyarak Kumrum ağıtınla yüreğimi yak Hakkını helal et geçti hayat benden Hu niyazın kalırken senden Gözlerinde görüyorum ölümümü Sessiz bekliyorum öz yurduma dönüşümü Uzan dört kollu tahta sala bedenim Sala sesi musallada yıkanır cesedim Soğuk taş ürpertir bedenimi Toprak görünmez eder tenimi Saf saf akar sevenlerimden gözyaşı Dikerler başıma sessiz taşı Ben susarken açılır ağzı Cismimin adıdır görünen yazı Sessiz şehirdir mezarlık yurdu Alnıma yazılan yazı beni de vurdu Toprağın komutasında kurulu ordu Etimi öğütür binlerce kurdu Ruhum ayrıdır gayri bedenimden Fatiha beklerim dua edenden